KFN HABERLERİ: Sosyal Medya Sandığımız Kadar Zararlı Olmayabilir
Yıllardır kamuoyunda, akademik çevrelerde ve aile sohbetlerinde sosyal medya, modern toplumun en büyük "günah keçilerinden" biri olarak gösterildi. Artan depresyon oranları, yükselen kaygı bozuklukları, toplumsal kutuplaşma ve gençlerdeki dikkat dağınıklığı... Tüm bu sorunların faturası, büyük ölçüde Facebook (Meta), Instagram, TikTok ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformlara kesildi. Ancak son yıllarda yapılan daha nüanslı araştırmalar ve değişen bakış açıları, bu karanlık tablonun tam olarak gerçeği yansıtmayabileceğini öne sürüyor. Sosyal medya, sandığımız kadar doğası gereği "kötü" olmayabilir; asıl mesele, onu nasıl kullandığımızla ilgili olabilir."Ahlaki Panik" ve Korelasyon Çıkmazı
Yeni bir teknolojinin ortaya çıkışıyla birlikte toplumsal bir "ahlaki panik" yaşanması, tarihte sıkça görülen bir durumdur. Radyo "gençleri tembelleştirecek", televizyon "beyinleri çürütecek", video oyunları ise "şiddeti körükleyecekti". Sosyal medyanın da benzer bir panik döngüsünün merkezinde olması muhtemel.Sosyal medyayı eleştiren ilk ve en ses getiren çalışmaların çoğu, "korelasyon" (ilişki) temelliydi. Yani, "çok fazla sosyal medya kullanan gençlerin, aynı zamanda daha depresif olduğu" gözlemleniyordu. Ancak bu, "sosyal medyanın depresyona neden olduğu" anlamına gelmek zorunda değil. Tersi de geçerli olabilir: Belki de zaten depresif veya yalnız hisseden gençler, bir çıkış yolu veya bağlantı arayışıyla sosyal medyaya daha fazla yöneliyordur. Son dönemdeki daha kapsamlı araştırmalar, sosyal medyanın ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkisinin, eğer varsa bile, daha önce abartıldığı kadar güçlü olmadığını göstermeye başladı.
Pasif Tüketim ve Aktif Katılım Farkı
Araştırmacıların üzerinde durduğu en önemli ayrımlardan biri, kullanım şekli: Pasif Tüketim (Doomscrolling) ve Aktif Katılım.Pasif Tüketim (Zararlı Olan): Bu, genellikle olumsuz sonuçlarla ilişkilendirilen kullanım biçimidir. Kullanıcının, ana sayfasında saatlerce bilinçsizce gezinmesi, başkalarının "mükemmel" hayatlarını (filtreli ve seçilmiş anlarını) izlemesi ve sürekli kendini kıyaslamasıdır. Bu "kıskançlık sarmalı", yetersizlik ve mutsuzluk duygularını körükleyebilir.
Aktif Katılım (Faydalı Olan): Öte yandan, sosyal medyayı aktif kullananların deneyimleri çok daha olumlu. "Aktif katılım"; yakın arkadaşlarla mesajlaşmak, ortak ilgi alanlarına sahip gruplara (hobiler, mesleki gruplar vb.) dahil olmak, kendi içeriklerini üretmek ve anlamlı etkileşimler kurmak anlamına gelir. Bu kullanım şekli, aidiyet duygusunu güçlendirir, sosyal bağları pekiştirir ve yalnızlığı azaltabilir.
Yalnızlığın Çaresi ve Topluluk Bulma
Sosyal medyanın en güçlü ve genellikle göz ardı edilen faydası, bağlantı kurma yeteneğidir. Özellikle fiziksel olarak izole olmuş veya marjinalleştirilmiş gruplar için sosyal medya bir "cankurtaran" rolü oynayabilir.Coğrafi olarak uzaklaşmış aile bireyleri, sosyal medya aracılığıyla günlük bağlarını sürdürebilir. Kronik bir hastalıkla mücadele eden biri, dünyanın dört bir yanından aynı sorunu yaşayan insanlarla dolu bir destek grubu bulabilir. Küçük bir kasabada yaşayan ve kendini yalnız hisseden bir LGBTQ+ genci, çevresinde bulamadığı topluluğu ve desteği çevrimiçi platformlarda keşfedebilir. Bu platformlar, modern yalnızlık salgınına karşı bir panzehir işlevi görebilmektedir.
Bilgi Erişimi, Farkındalık ve Harekete Geçme
Eleştirel düşünme ve medya okuryazarlığı süzgecinden geçirildiğinde, sosyal medya muazzam bir bilgi ve eğitim kaynağıdır. Uzmanların analizlerinden, yeni bir beceri öğreten kısa videolara kadar bilgiye erişim demokratikleşmiştir.Dahası, sosyal medya; toplumsal hareketlerin ve sivil aktivizmin ana motoru haline gelmiştir. Geleneksel medyanın görmezden geldiği sorunlar, sosyal medyada gündem olabilir; sosyal adalet arayışları (#MeToo, #BlackLivesMatter gibi) küresel bir farkındalık yaratabilir. Platformlar, sesi kısılmış olanlara bir megafon uzatmıştır.
Sonuç: Araç Değil, Bilinçli Kullanım
Sosyal medyayı tek boyutlu bir "düşman" olarak etiketlemek, sorunun çözümünü kolaylaştırmıyor. Tıpkı bir bıçağın hem yemek yapmak için hem de zarar vermek için kullanılabilmesi gibi, sosyal medya da nötr bir araçtır. Platformların kâr odaklı algoritmaları ve bağımlılık yapıcı tasarımları elbette eleştirilmeli ve düzenlenmelidir.Ancak bireysel düzeyde, çözüm "tamamen bırakmak" değil, "bilinçli kullanmakta" yatıyor olabilir. Kimi takip ettiğimizi seçmek, pasif kaydırma yerine aktif etkileşime girmek ve dijital dünyada harcadığımız zamanın kalitesini sorgulamak, sosyal medyanın "zehir" mi yoksa "ilaç" mı olacağını belirleyen asıl faktörlerdir. Yeni araştırmalar bize, bu karmaşık ilişkiyi anlamak için daha fazla nüansa ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.